istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2013 Pazar

Önce Ekmek / Orhan Kemal / Everest Yayınları






Adı               : Önce Ekmek
Yazar           : Orhan Kemal
Çeviren        : -
Sayfa           : 110
Yayınevi     : Everest
Baskı           : 7. Baskı
Fiyat           : 7,00 TL



*  İstanbul'un baharı yoktur!
  İstanbul'da on iki ayın yarısı kış, yarısı yazdır. Bahar, çokluk kış ortalarına serpişmiş yazdan kalma harikulade aydınlık, sımsıcaktır; karakışın ortasında, karanlıklarda çakan şimşekler gibi bir an gelir, ertesi gün bu bir anlık mutluluğun öcünü almak istercesine, daha karanlık, daha gümbürtülü, daha sırılsıklam günler birbirini kovalamaya başlar
    İstanbul'un baharı yoktur!
sf. 8

* Ufak tefek, kara kuru bir adam. İçine kapanmış, iyicene kapanmış içine. Dünyaya, insanlara, insanların çeşitli taşıtlar akan caddelerine, caddelerin kıyılarındaki irili ufaklı evlere, dükkanlara, mağazalara, apartmanlara küsmüş.
sf. 30

* Eskiden ne iyi tramvaylar vardı. Ne diye kaldırmışlardı sanki tramvayları? Mangır nanay mı? Tırıl mısın? İşin acele mi?Atla bu kapıdan; biletçi gelirken in, bekle arkadan gelecek tramvayı, daha olmazsa asıl ardına. Biletçi mi geldi? Elin acırsa salıver kendini yere. Otobüsler bir bela.
sf. 34

* ''Çayın taze mi?''
   ''Ayıp ettin. Parmağımı kestim, demliğe doldurdum az önce!''
sf. 39

* Aklı başına gelmiş, kafasından akranları, sesleri çatlak çatlak anaç karılar geçmişti.
sf. 40

* ''Siyasal bilgileri bitirmiş mi?''
   ''Ne bileyim yahu? Bizim mahallenin bütün kızları bitiyor ona!''
sf. 49

* Karşılıklı çaylarını içerken pek konuşmuyorlardı. Otuz yılı çoktan aşmış evliliklerinde konuşacakları kadar konuşmuşlardı. Konuşacak önemli neleri kalmıştı?
sf. 67


24 Nisan 2012 Salı

Piruze-Şam'da Bir Türk Gelin / Sinan Akyüz / Alfa Yayıncılık









Adı               : Piruze-Şam'da Bir Türk Gelin
Yazar           : Sinan Akyüz
Çeviren      : -
Sayfa           : 453
Yayınevi     : Alfa Yayıncılık
Baskı           : 3. Baskı
Fiyat           : 19,00 TL



* Artık bir aşık gibi hayalci değilim. Bir sümbül gibi üzüntü damlaları dökmüyorum. Uzunca bir süre geleceği hayal bile etmedim. Tam aksine geçmişi hatırlamak istedim. Hüzün sanki güzelliğime yaraşan bir şiir oldu.
sf. 5

* Aşk önce birleştirir, sonra ayırır. Yoksa başka nasıl büyürdük ki.
sf. 100


* Şeytanın baş döndüren şarabı gibi. İlk önce bizi aşklarıyla sarhoş edip başımızı döndürüyorlar, sonra da bizi, sızıp kaldığımız yerde terk edip gidiyorlar. Halbuki erkekler bilmiyorlar ki; aşk sarhoşluğuyla kafayı bulmuş kadınlar sağa sola yalpa vururlar. Bazen biz kadınlar yola yıkılırız, çamurun içine düşeriz.
sf. 135

* Artık ben, kırık bir aynadan başka bir şey değildim. Sanki her parçam, kendi hayatını yaşamaya gitmişti.
sf. 145

* Beden kadife bir elbiseye benzer. O kadife elbise bedene el değdikçe, ruh kendisini bulur. Beden kanlanıp canlanır. Ama gel gör ki, erkekler bu kadife elbiseli bedeni okşayacaklarına, gidip bu elbiseyi giyen başka bedenleri ararlar. O bedeni okşarlar. Bu beden anneleri de olabilir, sevgilileri de.
sf.171


* Bozulanlar, değişenler bedene ait duygularımız, huylarımızdır. Değişimin yaşandığı yer bedendir. Ölümsüz olan ruh ise hiç değişmez, başka bir şeye dönüşmez. Çünkü o ruh başka bir yere aittir.
sf. 172


* Su, susuzluktan deli olmuş bir kişinin gözü önünde ve kendisi de su içinde, fakat akıp giden sudan haberi bile yok.
sf. 276


* Meğerse aşk aklının ayağı yokluk deryasının içinde kırıkmış. İşin doğrusu aşkın bir mezhebi de yokmuş. Hatta aşkın mezhebi yetmiş iki dinden bile ayrıymış.
sf. 333


* Zaman içinde öğrendim ki, etrafımızda bir sürü sahte büyücüler yaşarmış. meğerse biz kadınlar da, o sahte büyücü heriflerin en sadık ve en aptal müşterileriymişiz. Onlardan ay ışığının altında saf aşk satın alırmışız. Satın aldığımız bu saf aşkın bedelini de kalbimizi onlara vererek ödermişiz. Sonra bir gün gerçekler ortaya çıkar ve bir de bakarız ki, büyüsüne kapıldığımı adam, kalbimizi paramparça etmiş, bizi yüzüstü bırakıp kaçmış.
sf. 399


* Bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.
sf. 399


23 Şubat 2012 Perşembe

Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi / Derviş Şentekin / Kırmızı Kedi Yayınları




Adı                 : Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi
Yazar             : Derviş Şentekin
Çeviren          : -
Sayfa             : 276
Yayınevi       : Kırmızı Kedi Yayınları
Baskı             : İstanbul, 2011, 1. Basım
Fiyat             : 15,00 TL


* Ben evden çıkarken gökyüzü oldukça huzursuzdu. Bulutlar, güneş altında kalmış kirli beyaz koyunlar gibi birbirine sokuluyordu. Boğaziçi Köprüsü'nü geçerken de, huzursuzluğunu yüz milyonlarca minik soğuk beyaz noktaya bölerek tepemizden aşağı dökmeye başlamıştı gökyüzü.
   Kar taneleri, birbirleriyle insanların henüz bilmediği çeşitli oyunları oynayarak sokağa düşmeye başlamıştı.
sf. 10

* ''Yalan olanı isterim elbette'' dedim. ''Tahmin etmek biraz zor gibi geliyor bana. Üstelik yalanlar bazen gerçeklerden daha çok şey anlatır.''
sf. 26


 * Kar, bir insanın kalabalıkların arasında kaybolmasına yardım etmek için yağıyor olabilirdi.
    Beyaz tanelerin arasına bir karartı olarak ben de daldım...
sf. 31

* Gencecik çocukları birbirlerine öldürtüp duruyorlar. Devlet dediğin, insanları yaşatmak değil öldürmek için vardı bu ülkede...
sf. 33

* Oysa şu vahşi hayat, evliliğimiz sonrasındaki iki-üç yıl içinde bizi önce bir köşeye kıstırmış, pençeleri arasına almış, sonra da salyalar akıttığı dişlerinin arasında paramparça etmişti.
   Ben ona, evden benimle, dediğime pişman olmuştum; o, bana, seni seviyorum dediğine.
sf. 37

* İstanbul baharlarına özgü rüzgarların, o uzak ağaçlardan koparıp pencerelerin tüllerini savurarak evlere doldurduğu kokuya benzer bir koku yayıldı. Kokuyu yavaşça içime çektim ve nefesimi bir süre tuttum.
sf. 42

* Hayattaki her, sorunun küçümseyerek çözüleceğini öğreneli çok olmuştu. İnsanlara da farklı davranılmamalıydı: onlarla başa çıkmanın biricik yolu da onları küçümsemekti.
sf. 43

* İnsanlar, özellikle de kadınlar, değil birinin yardımına ihtiyaç duyduklarında, birinden bir şey rica ettiklerinde bile sıkışıp kaldıkları için neredeyse cansız denilebilecek derecede güçsüz, korkmuş, utangaç, kafası karışmış ve bunların doğal sonucu olarak da kendilerini kırılgan hissederler. ''Bana yalnızca siz yardım edebilirsiniz'' de bunların tüm vardı.
sf. 43

* Herkes satrancı problem çözmek sanır. Oysa öyle değildir. Çözdüğün her problem çok daha zor bir problemle baş başa bırakır seni.
sf. 60

* Heyhat burası Türkiye... Kimse yeteneğinin olduğu işi değil, para kazanmak zorunda kaldığı işi yapıyor ne yazık ki.
sf. 68

* İninden çıkmayan yaşlı bir hayvana dönmüştüm: Avlanmayan, kaçıp kovalamayan, bütün yeteneklerini kaybetmiş bir hayvandım. Yaşlı bir ayı ya da kurttan çok bir hamamböceğiydim. Karanlık bir bodrum katına girmiş eski eşyaların altına gizlenmiş, kıpırdamaya mecali kalmamış bir hamamböceğiydim.
sf. 78

* Sıradan bir hayat düşlemiştim... çürüdüm.
sf. 105


* Hayata daha sıkı sarılmak, kök salmak için insanın acılara, -hatta bazen büyük ve dayanılması zor acılara- katlanması, o hayatı gerçekten, içini doldurarak, anlamdırarak yaşaması birinci şarttı. Bu acıları yaşarken de kendine acımaması gerekiyordu. Bu öylesine ince ve görünmez bir çizgiydi ki bazen bu çizgiyi geçip gittiğimiz oluyordu. Ve sanırım ben kendime çok fazla acımıştım. Şu küçücük kar tanelerinin bile mutlu ettiği ben, bütün hayatı ıskalamak üzereydim.
sf. 111

* Ben hayatı bir satranç tahtası olarak görürüm. Çünkü hayatın satranca benzediğini ve her ikisinde de kayıpların kazançlardan daha çok şey öğrettiğini çok ama çok iyi bilirim...
sf. 132

* Sistem kokuşmuş, çürümüş. Doğru söylüyorum, diyor başını hafif hafif sallayarak. Çok doğru söylüyorsun. Pir Sultan'ın Hızır Paşa'ya söylediği gibi aslında; bozuk düzende sağlam çark olunmaz. Bizimki de o hesap. önünde sonunda birer Hızır Paşa'yız bizler de.
sf. 179

* Her kadının içinde ikinci bir kadın olduğunu öğretmişti bana Nilgün. İçteki, zaman zaman çok uzaklardan gelip yüzeye çıkıyor ve göründüğü hızla da kayboluyordu; hangisi Nilgün hangisi içinde ki bir türlü anlayamıyordum. Biri uçarıysa öteki kendinden emin ve kararlı, biri neşeliyken öteki tatlı-sertti.
sf. 205

* Bir zamanlar, senin adını söylerken dudaklarımda bal gibi bir tat kalıyor,diyen kadına sor bakalım şimdiki adamın adında da aynı tat var mı? Hadi ne duruyorsun, nasıl, adımın dudaklarındaki yokluğu, diye sorsana...
sf. 207

* İki ay boyunca beni mest eden beyaz tanecikler de yoktu artık... (Neden bu kadar kar düşkünü biri olup çıkmıştım ben? Kirli olan her şeyin üzerini bembeyaz kapladığı için mi?)
sf. 242

* Namlunun ucundan, filmlerdeki gibi bir ateş çıktımı bilmiyorum; çünkü uzaklardaki geçit vermez dağların ardından yükselmekte olan güneşin doğaya bin bir can katan o pırıl pırıl ışıkları, hain gecenin karanlık hükmünün bittiği şu saatlerdeki alacakaranlıkla içi içe geçmişti.
sf. 274

* Ayağını, sol yanağıma sertçe bastırdı, yüzümün sağ tarafı toprağa biraz daha gömüldü.
   ''Şah-mat, muhallebi çocuğu'' dedi.
   Üç el silah sesi daha duydum.
   Kafama sıkmış olmalıydı.
   Hiç bir şey hissetmedim.
   Sıcaktı... Çok sıcak...
sf. 276







15 Şubat 2012 Çarşamba

Asılacak Kadın / Pınar Kür / Everest Yayınları



Adı            :
Asılacak Kadın
Fiyat        : 7,50 TL
Sayfa        : 134
Baskı        : Everest, 10. Baskı Şubat 2004
Yazar        : Pınar Kür 


* Ezilmişliği meslek edinmiş olanlar için...
sf. V

* Kim inanır çamurdan zeka fışkırabileceğine. Hiç kimse. Bir tek ben.
sf. 9

* Umudu tamamen yok etmemeli. Ümitsiz kalınca bir garip oluyor insanlar.
sf. 12

* Ne çok nefret ettim hayatta. Ne çok kişiden.
sf. 17

* Suçları ne ki zaten. Güzel bir eve sahip olmak. Kokumu duymak.
sf. 17

* Bir kötü dövüştür sesi gelir durur karanlığın içinden. Derin solumalarla biten o dövüşlerin gerçekte ne olduğunu ne zaman anlamıştım. Kaç yaşında. Hiç hatırlamıyorum. Ölüm gibi tıpkı. Şuuruna ne zaman vardığını hiç bilemezsin. Sanki doğduğun günden. Hatta ondan daha önce. Ezelden biliyorsun. Karşı koyardı ihtiyara. Git başımdan derdi. Hali yoktu. Gene de zorla binerdi babam üstüne. Çirkin ve bitkin bir kadın. Yoksa ondan mı. Gün boyu çamaşır yıkayacağına evin beyi düzdüğü için mi babama hali kalmazdı. Hadi canım olamaz.
sf. 18

* Sen orada dur. Bak yalnızca, iyi bak. Buraya gömülen senin köleliğin.
sf. 38

* Öylesine uzaktım kendimden.
sf. 80

* Sonunda anladım: çocuk değildi o. Belki de hiç çocuk olmamıştı.
sf. 101

* Kaçınılmaz olan yapılandır, kişinin şu ya da bu etkenle yaptığı. Olmuş, gerçekleşmiş, artık olmaması düşünülmeyen. Akla sığmayan ise yapılmayan, yapılamayan, kişinin belki yıllarca düşleyip de yapmadığı. Düşünüldüğü zaman bile gerçekleşmeyeceği kaydıyla düşünülen...
sf. 123

* Arsız, kışkırtıcı, delirtici, gülerken gözlerini kapayan. Hiç düşünmeyen, düşünme gereksinmesini duymayan hatta. Yanlızca yaşayan, acıya yargılı olduğunu kim bilir ne zaman benimsemiş olan... Nedense beni gereksindiğini sandığım. Benim tarafımdan kurtarılmayı beklediğini... Oysa ne kurtulmayı, ne de duruşmada dedikleri gibi kurtulmak için beni kullanmayı akıl edebilirdi Melek. Şimdi anlar gibiyim bunu. Öldürmeyi, öldürtmeyi düşünemezdi. Çünkü düşünmezdi. Çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu başkaldırabileceğini; baskıyı, zorbalığı yaşamın doğal bir öğesi bellemişti.
sf. 127

*Düşünce özgürlüğünün bir kavram olarak bile ortadan kaldırmanın en iyi yolu, düşünmeyi bilmeyen kuşaklar yetiştirmektir.
sf. 133

2 Şubat 2012 Perşembe

Sinek Isırıklarının Müellifi / Barış Bıçakçı / İletişim Yayınları



Adı                : Sinek Isırıklarının Müellifi
Yazar            : Barış Bıçakçı
Çeviren         : -
Sayfa            : 166
Yayın Evi     : İletişim  
Baskı            : 1. Baskı Kasım 2011, İstanbul
Fiyat            : 13,00 TL



* Keder hep en olmadık yerde gizlidir.
sf. 6

* Kötü hatıralar nedense hep kol mesafesinde durur.
sf. 9

* Aforizma... Hani şu kahvaltıda ekmeğin üzerine sürdüğümüz beyaz ve kıvamlı şey. Sizi beslemez ama tok tutar.
sf. 12

* İstanbul ile Ankara karşılaştırması yaptı. İstanbul'a giden herkes dönüşte böyle bir kıyaslama getirir, lokum gibi ya da pişmanşiye, saray helvası, bolçi gibi.
sf. 24

* ''İstanbul'da insanların tek amacı İstanbul'un tadını çıkarmak gibi görünüyor. Avına dişlerini geçirmeye çalışan yırtıcı hayvanlara benziyorlar. Ankara'ya istesende dişini geçiremezsin, bir sürü üst geçit var.''
sf. 24

* ''İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor. ''
sf. 24

* Musluğu tekrar taktı, vanayı açtı, sızıntı kesilmişti. Halbuli sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır.
sf. 36

* gidecekmisin yoksa kalacak mısın bilmemek gençliğe özgü bir şey değil mi zaten! Ne istediğini yaşlılar bilir.
sf. 51

* Askerler babamı almak için geldiklerinde annemin Buırda dergilerinin model paftalarını gizli planlarmış gibi dikkatle incelemişler, ne olduğunu anlamadıkları için de oracıkta paramparça etmişlerdi. Askerler çok az şey biliyorlardı, bilmedikleri şeylerden korkuyor, yok etmek istiyorkardı. Biz askerlerden daha çok şey biliyorduk ve biz de bildiğimiz dünyanın bir an önce yıkılıp gitmesini istiyorduk.
sf. 71

* Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener okurudur.
sf. 114

* Büyük yalanlar çabucak taraftar toplar.
sf. 135

* Hayat tesadüflerle doludur ve o kadar doludur ki, insan günün birinde kendi ihtiyarlığına tesadüf edebilir.
sf. 153

* Yazmak bir bakıma anlatılmaya değmez olanı anlatmaktır. Böylelikle anlmasız olanı anlamlı kılmaya cüret etmektir.
sf. 159