6 Mart 2013 Çarşamba

Düğümlere Üfleyen Kadınlar / Ece Temelkuran / Everest Yayınları







Adı               : Düğümlere Üfleyen Kadınlar
Yazar           : Ece Temelkuran
Çeviren        : -
Sayfa           : 480
Yayınevi     : Everest Yayınları
Baskı           : 1. Baskı
Fiyat           : 20,00 TL



* İnsan gecenin seslerini ancak bir maceraya ikna olmak istediği zaman bu kadar uzun dinliyor herhalde.
sf. 4

* Her nasılsa birbirlerinin içinde yaşayıp birbirlerinden saklanmayı başarıyorlar.
sf. 5

* Böyle acayip oluyor. Kendi şehrinde turist gibi. Başka biri gibi oluyorsun eve gitmeyip otele gelince. kendi hayatına başka bir kapıdan girmiş gibi...
sf. 8 


* İlginç adamlarla tanışmak Paris birazdan bombalanacakmış gibi korkutsa da beni, ilginç kadınlarla tanışmak La Strada Operası'nda perde açılıyor gibi bir şükür duygusuyla dolduru içimi.
sf. 8

* Amira da kendini geri attı, sanki duymak istemedi Maryam'in Tahrir'le ilgili, büyü ile ilgili anlatacaklarını. Oysa ben hikayesini ilk kez anlatırken dikkate alınmayan insanların aniden ölebileceğinden korkarım.
sf. 10

* Arapça ile sadece dua okunmaz, sevişilir, politika yapılır.
sf. 11

* Birbirinde, birbirini yoklayarak ilerleyen, içine sığındıkları bu hikayeden başka gidecek yeri olmayan, üç kadın olduğunu sanan dört kadındın. İlacımızın birbirimizde gizli olduğunu bilmediğimiz gibi, insanlığı kötülüklerden koruyacak merhemi birlikte icat edeceğimizden de bihaberdik.
sf. 14

* Yüzündeki her şey olması gereken yerde; ama öyle sert bakıyor ki, sanki alnında hiç indirmediği bir ''Kapalıyız'' tabelası asılı.
sf. 19

* İkisinin de rahat ettiği rolleri karşılıklı teyit ediyorlar böylece. bir dönme dolabın sallanan  kabinine birbirlerinin hareketlerini takip ederek yerleşen iki kişiler. Dolap dönmeye başlamadan önce küçük hareketlerle dengelerinin sağlamasını yapıyorlar.
sf. 20

* Arap Müslümanlar Kerbela çamurundan yapılmış, secdeye varırken alın dayanan yuvarlak tabletin deride oluşturduğu gri namaz damgasını ayırt ederler. Alnında merhamet damgası olanı da nasılsa dilenciler ve aç çocuklar tanıyor demek ki.
sf. 25

* Saçları gidince sahneye yanlış kostümle çıkarılmış figüran sıkıntısı geçmiş gibiydi. Tuhaf biçimde rahat ve neşeli.
sf. 32

* ''Peki biliyor musunuz maşmuum demetlerine koydukları yaseminleri neden sabah erkenden, daha kapalıyken toplarlar?''
    Sesindeki barones işvesi her sözcükte bir kibrit yakıyor:
    ''Çünkü yaseminler rüyalarını unutmazlar böylece. Eve getirip gümüş tabağa koyarsanız yavaşça açılır, geceyi hatırlar ve size beyaz rüyalarını fısıldarlar.''
sf. 34

* Dövülürken insanın gövdesi büyüyor. Küçüleceğine büyüyor.
sf. 38

* İnsan, o da eli iyi gelmişse, hayatta kendini bir kere bütünüyle görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da ondan kaçmakla.
sf. 39

* Ben gözlerimi dikecek emniyetli bir yer buluyorum. Duvardaki dünya saatleri. Ne işi var bu saatlerin bu eski kahvede? Dünyanın bütün zamanını kahvede oturarak geçirebilecek gibi görünen adamların dünya saatlerine niye ihtiyacı olur?
sf. 44

* ''Kadınların çıplakken bile sınıfları belli oluyor sanki'' dedim Maryam'e. ''Yani böyle tenlerinde bir pürüzsüzlük, ağdalarında bir mükemmellik, her şeylerinin her şeylerine bir den gelişi... Ne yapsalar yakışıyor gibi...''
sf. 56

 * Sığınan sığındığını var ediyordu. Korunmaya ihtiyacı var gibi görünen, aslında koruyandan daha kudretliydi.
sf. 59

* Amira, nasıl kederini saklamaya yarayan çarpışan araba neşesiyle insanın içini eziyorsa, Maryam, fakir bir lunaparkın korku tüneli, iki geçişte alışıyorsun.
sf. 64

* Onunla olmak, tek başına olmadan yalnız olmak gibi.
sf. 66

* İnsanı en çok kendini hayal kırıklığına uğratmak mahveder. Bir yandan onların alayı, bir yandan senin kendine biçtiğin başı sonu olmayan eza... Dert, dermansızlaşır. Gençken gelir geçer böyle kuraklıklar. Ama ömrün ortasındaysan...
sf. 74

* Korkmak, ne sefil bir hapishane.
sf. 90

* Işığın sesi olmalı. Yoksa sivrisinekleri karanlıkta daha iyi duyuyor olmazdık. Işığın bir kütlesi olmalı. 
Yoksa karanlıkta daha geniş sevişiliyor olmazdı. Karıncalarla serçelere fazladan gösterilen şefkate artık bir dur dense. Her iki hayvanat da sinir bozucu derecede yırtıcı aslında...
sf. 93

* Gönül rahatlığıyla ölebilirsin burada. Bu yüzden gönül rahatlığıyla yaşayabilirsin. Gidiyoruz, gidiyoruz...
sf. 101

* İnsan bir kez bir sınır geçince artık hangi sınırlarını ne kadar geçeceğini hiç kestiremiyorum. Kaybolduğunuz çöl, sizi bulanla aynı olmuyor...
sf. Libya

* Bütün köy çöl ise, bu biçimsiz bina vaha. Kadın ve çocuk sesinden bir serap. Vaha söz konusu olduğunda su sadece bir vesile, öyle anlaşılıyor. Çöl yolunu yitirmiş, kuru erkeklerden oluşan bir şey, vaha kadınlardan kurulu sulak bir kalp.
sf. 123

* Onlar anadiline gidiyor, Amira, Maryam ve ben ise giderek uzaklaşıyoruz anadillerimizden. Yine de anadilimizi konuştuğumuz kimsenin anlamadığı gibi anlıyoruz birbirimizi.
sf. 127

* ''Felak suresi... Neffâsâti fi'l-u'gad... Sure, 'Düğümlere üfleyen kadınların şerrinden sakının' diye buyurur. Büyücü kadınların şerrinden sakının... Allah biliyor yapabileceklerimizi. İyiyi de kötüyü de. Ama biz unuttuk sadece. Ama şimdi sınırı geçtiğimize göre... Hatırlamanıza yardım edeceğim. Siz de bana yardım edeceksiniz. Nefesimle kurduğum dünyayı yıkan adamı bulmaya giderken yanımda duracaksınız.''
sf. 134

* Bir insan bu kadar mı hevesli olur yaşamaya, ortada bir hayatı bile yokken...
sf. 141

* Her mutlu ânın bir cezası olduğuna içten içe inanan bütün Ortadoğulular gibi hiç şaşırmadık ve hemen şuçlu hissettik.
sf. 154

* Ölümü böyle iç cebinde sevgilinin resmi gibi taşıyan memleketler cenazeleri niye hep hazırlıksız karşılarlar?
sf. 158

* Sarıldım. Maryam hamur gibi, çocuk gibi, ki her ikisi de aynı kokar aslında.
sf. 162

* Ne ki siz, tanıdım artık sizleri, kendi tercihlerinizi makus talihiniz, kahırlı kaderiniz sanıyorsunuz. Bu yolun kendi tercihiniz olduğunu kabul etmediğiniz için kahraman gibi değil, kurban gibi yürüyorsunuz.
sf. 169

* Felaket, yaklaşırken esrarlı bir rehavet gönderir kurbanına.
sf. 173

* O anda anladım, doğum yapan kadınlar niye kesik kesik nefes veriyorlar. Puf puf ediyorlar ki korkunun yutturduğu nefes topları ciğerini patlatmasın. Aynen öyle nefes veriyorum: Puf puf puf! Deve de içinden küfür ediyor gibi; şüpheli bir sessizliği var.
sf. 190

* Dido yanılmıştı, kendini değil gönlü olmayanı öldürmeliydi. Merhamet etmeyeceksin öylelerine. Gönlü kurakları biçeceksin ki kökünden, daha da kimseye zarar veremesinler. Yara açmaları mümkün olmasın bizim gibilerde...''
sf. 222

* Bir ailenin bütün kadınları -eğer temiz kalpli insanlarsa- mutfakta kızarmış ekmeğe benzeyen bir koku oluşuyor, tereyağı gibi.
sf. 232

* Seni ben kuruyorum yabancı. Hayalinden daha eksik olma, beni utandırma.
sf. 237

* Günün birinde bir erkek kalbinin çölünde bir serap gördüm doldurdum kumu balıklarla. Seraptan da duadan da yorulduğum zamanlarda adam döndü bir deniz-mezarlığa. Balıklar çırpınmadan bir anda öldü. Ve gördüm ki ben, yine aynı adamda yeniden icat edebiliyorum suyu, yeniden serap, yeniden derya ve yine dolduruyorum balıklarla bir adamın çölünü. Bütün aşklar budur. Aşk, kadınlar yorulunca biter. Kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder. Ne ki ben bütün kadınlar gibi değilim. Ben çok küçükten beri sadece kendi ayaklarımın üzerindeyim.
sf. 244

* Aşk bir tereddüt anında gelir hanımlar. Bir küçük tökezleme ve işiniz biter. Yılların tecrübesi, bir ömrün zaferleri, külyutmaz aklın yaş tahtaya basmazlığı... bir küçük tereddüt anını bekler aşk, kurduğunuz saray devrilir. Kim bilir belki için için istiyorumdur bunu.
sf. 247

* İnanmak istemek inançtan daha kudretlidir.
sf. 250

* ...ikinci yenilgi birincisi gibi değildir. En derin izi o bırakır.Çünkü yenilgiyi arzuladığını anlarsın, kendini affedemezsin. Öfke ve aşk, kahır ve tutku... Bunlar bir kez karıştı mı işin zor. İşte böylece karıştı benim kimyam da. Belki daha önceleri olsa mühim değildi, atlatırdım. Ne ki, bir kadın zamana ve aşka aynı yaşında yeniliyorsa, iflah olmaz.
sf. 250

* Beni istemediğine göre, bende onun istediği bir şey olmasından başka çarem yoktu. Bakmayın öyle... Ben sevmeyi bilmiyorum. Sevince, kaybedince ne yapılır hiç bilmiyorum. bildiğim şeyi yapıyor, savaşıyordum.
sf. 251

* Kesinkes yalan, insanın kendi kendini sevmesi meselesi, kim uydurduysa, İnsan ancak sevilince öğreniyor kendini sevmeyi.
sf. 275

* Öpüldüğü zaman gövde bir bütün oluyor. Öpen gidince parçalara bölünüyor. Ayak oluyor işte, el oluyor, karın oluyor. Biz Maryam ile öyleyiz şimdi. Parça parça.
sf. 275

* Belki erkek cinsi böyle tatlıcık, kavrayamayacağımız bir ülkenin fethi peşindeyiz. O topraklarla ne yapacağımıza karar vermeden heves ediyoruz. Bir kadının teni yetmiyor, kalbi yetmiyor, ruhunun teslim olduğu anı görmeden rahat edemiyoruz.
sf. 295

* Gençliğin oyunları olgunluğun işkencesi olurmuş, bilemedim.
sf. 301

* ...beni affetmeni değil, bir gün senin için herhangi biri olmayı diliyorum. Nereden tanıdığını unuttuğun biri.
sf. 323

* ''İnsanların yüzlerindeki izlerle ilgili soru sormazsanız nezaket gösterdiğinizi değil, yüzlerini görmediğinizi düşünürler.''
sf. 339

* Yaşamayı istediğin bir ömürde hep yeterince vakit vardır. Yanlış hikaye yoktur. siz, kaderiniz ne zahmetli olursa olsun hariçte kalmamaya bakın. Ömür o vakit kısalır işte.
sf. 364

* Düşmana teslim olmak daha kolay. Onurun kırılır en fazla, ama beni seven birine teslim olursam... Esir düşerim.
sf. 379

* Ben: ''O kadar aşağıya bakma, miden bulanacak.''
   Amira: ''Yok benim ufka bakınca içim bulanıyor asıl.''
   ........
   ''Çünkü kıyıda daha çok hareket var. Ufuk ise kıpırdamıyor. Burası güzel, ilerisi görünmüyor.''
sf. 404

* Tanrı bizi sevmese bile bir anne bize yetebilirdi...
sf. 471

* Nihayet, yola çıkmaya karar verir insan, nereye varacağına değil. Bir yol hikayesi yazmaya karar verdiğinizde de sonunu muhakkak yol yazar.
sf. 471 
  

kitap hakkında incelemeler ve yazılar;










31 Ocak 2013 Perşembe

Cemile / Cengiz Aytmatov / Elips Kitap






Adı               : Cemile
Yazar           : Cengiz Aytmatov
Çeviren        : -
Sayfa           : 74
Yayınevi     : Elips Kitap
Baskı           : 3. Baskı
Fiyat           : 4,00 TL




* ... bizim gelin öyledir, derdi annem, doğruyu insanların yüzüne karşı söylemeyi sever. Böylesi dedikodu yapmaktan, dolaylı ve iğneli sözler söylemekten iyidir. Sizinkiler erdemli görünüp saman altından su yürütürler. Kokmuş yumurtalar da hep böylelerinden çıkar. Dıştan bakınca bembeyaz, ama içi burnumuzun direğini kırar.
sf. 15

* ''Osman gibileri kalbimden geçenleri ne bilsin? Kimse bilemez... Belki bunu anlayacak kimse yoktur dünyada...''
sf. 21

* Öz vatanını, öz milletini kim sevmez! Dönüp gelen insan, yiğit, mert bir insandır.
sf. 26

* Avılda (köyde), cigit (yiğit) denince, kendilerini ve başkalarını savunma gücü olan, iyilik etmesini bilen; ama ara sıra toylarda veya cenaze sölenlerinde aksakallara kafa tutarak canının istediğini yapan bir genç insan (yiğit) akla gelir. Böyleleri kadınlarda dikkati çeker.
sf. 30

* Bir insan kendini gösterecek bir şey yapmazsa, yavaş yavaş unutulur gider.
sf. 32

*  Henüz kurtulamadığım çocuksu bencillik, bende hırslı bir kıskançlığa dönüşmüştü. Çocuklar yakınlarını yabancılardan hep kıskanırlar.
sf. 38

* Danyar aşıktı. Denizler kadar derindi onun aşkı. bunu iyice seziyordum; ama başkalarının aşkına hiç benzemiyordu. Çok büyük bir aşktı bu. Hayat aşığı, toprak aşığı, tabiat aşığı idi. bu aşkını içinde saklıyor ve türkülerde duyup yaşıyordu. İlgisiz bir insan, aşık olmayan bir insan, sesi ne kadar güzel olursa olsun, böyle şarkı, böyle türkü söyleyemez.
sf. 47

* İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez...
sf. 48

* İnsanların savaşa gitmek için düştükleri yollarda acılar, acı yakarışlar kalıyordu...
sf. 50

* Aşk da bir ilham mıdır? Ressamın, şairin ilhamı gibi bir ilham mıdır?
sf. 56

* Bir şimşek, kayıp bir yerlere indi,gürlemesi duyulmadı.
sf. 66

* Sevgilim, kimsesiz sevgilim benim! Seni hiç kimseye kaptırmam! Uzun zamandan beri seviyorum seni... Bilmediğim zamanlardan beri seni sevmiş, seni beklemişim ben. Ve işte geldin, seni beklediğimi biliyormuş gibi geldin!...
sf. 67

* Fırtına, güçlü ve büyük bir ağacı devirirse, o ağaç bir daha doğrulamaz.
sf. 72

* ''Git Cemile, git! Hiç pişman olma, sen mutluluğunu en sarp yollarda yürüyerek buldun!...''
sf. 76




Bir Dersim Hikayesi / Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle / Metis Kitap






Adı               : Bir Dersim Hikayesi
Yazar           : Murathan Mungan'ın Seçtikleriyle
Çeviren        : -
Sayfa           : 200
Yayınevi     : Metis Kitap
Baskı           : 1. Baskı
Fiyat           : 15,00 TL



Murathan Mungan;

* Anadolu, kanlı sahne. Onca uygarlığın kurulduğu, dağıldığı, el değiştirdiği; onca dilin, dinin, inancın, kültürün yaşadığı, çatıştığı, iç içe geçtiği zorlu bir coğrafya burası. Ve her geçen gün biraz daha öğreniyoruz bu topraklarda her inkarın ardında yakın ya da uzak tarihli bir toplu mezarın yattığını... Toprağa yalnızca ölülerin değil, hakikatlerin, dillerin, kültürlerin, kelimelerin gömüldüğünü...
sf.11

* Edebiyat kin tazelemek için değil, hafıza tazelemek için yapılır.
sf.12

* İnsandan daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün, kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenirler.
sf.14

Herkes Ana Kuzusu - Ahmet Büke; 

* Orada büyük kadın Goê yatıyor minderin üzerinde. Dedi, beni de bıraktılar. Dedi, sizi de mi bıraktılar? Dedi, ben ertesi güne ölürüm, şu peyniri ye sen. Sonra kardeşinin ağzına damla damla tükür. Birazını da sen yut. Dedi, dereyi takip et, o seni Pir Hesen'in yanına götürür. Dedi, orada insan varsa kurtulursunuz. Yoksa görüşürüz nasılsa.
sf.19

Yıkımın Tarihi - Ayhan Geçkin;

* Dönüyor, kımıltısız denize bakıyorsun. Benim gitmeme gerek yok ki, diyorsun kendi kendine, ölüler zaten burada, benim içimde. Onları kim yatıştırabilir, kim mezarlarına geri döndürebilir? Dedem belki de ölülerle baş edemediği için kendini öldürdü. Şimdi o da içimde.
sf. 30

* Konuşmak, diye düşünüyorsun, konuşmaya inanmadığından değil, kim bilir belki kadından çok daha fazla konuşma arzusu duyuyorsun, ama bir şey, ne olduğunu kavrayamadığın bir şey sözcükleri ağzından çıkar çıkmaz yararsız, ölü, yabancı kılıyor, ne karının sözcükleri sana, ne de seninkiler ona ulaşabiliyor. Bu dil değil diyorsun, geveze bir dilsizlik.
sf. 31

* Ölüler, ölüler, belki de gerçekten konuşması gerekenler çoktan ölüp gittiler. Yaşayanların konuşmaya başlayabilmesi için belki önce ölülerin konuşması gerek.
sf. 31

* Bir süre iç çeke çeke ağlamasını, hıçkırıklarını, burnunu çekişini dinliyorsun. Sen bırakmadıkça kadın gidemeyecek, bunu görüyorsun. Senin kurnazlığın da bu, kadına sıkı sıkı, yapışman, öz suyunu emmek ister gibi yapışman. Ona doğru eğiliyor, öpmeye başlıyorsun. Uzanır, geceliğini beline kadar sıyırıp külotunu çıkarıyorsun. Üzerine abanıyorsun. Karşı koymuyor. Ama yüzünü çeviriyor. Gözyaşları hala azar azar akıyor.
sf. 33

Bunlar Masal mı Munira Hala - Cemil Kavukçu;

* Kocaman elleri tutmak istediğim bulutlar gibiydi.
sf.35

* ''Benim küçükken konuştuğum dil bu değildi,'' derdi. ''Biliyorum,'' derdim. Çünkü her masal böyle başlardı. o dilin sözcüklerini fısıltıyla da olsa söylemezdi.Yoksa unutmuş muydu? Bir süre konuşmadan beklerdi. Gözlerini kısıp onu izlerdim. Sessizlik bütün diller de aynı anlama mı gelliyordu?
sf. 35

Lori... Lori... - Behçet Çelik;

* ''Deli misin abi, adam senden benden daha cindi.''
   Bilmem mi? Bir de şikayet ederdi bundan. Millet aklım başımda dursun ister; o ise nerede kafası karışmış, çocuğunu, kardeşini bilemez olmuş birini duysa imrenir, eseflenerek iç çeker, ağzını buruşturup ''Şanslı herifmiş'' diye mırıldanırdı.
sf. 39

* Hiç konuşmayan, gülmeyen, sıkıntı içinde camdan dışarı bakıp duran, yaşlı ve mutsuz biriyle aynı evde büyümüşse insan, uzaklara kaçmak da kar etmiyor: gittiğin, sığındığın yere götürüyor, sevdiğin, seviştiğin insanlara da soluturuyorsun bu havayı.
sf. 42

* Sesinde sert bir tını vardı. Aynı dili konuşuyorduk; kelimeler yakın anlamlar taşıyordu birbirimize; ama ne olduğunu bilemediğim bir engel, bir engebe, aşamadığımız bir yabancılık seziyordum, cümlelerin birbirine bağlanmasını zorlaştıran bir pütür.
sf. 46

* Dar odalarda, cılız ışıkta, kalın, tozlu sözlüklerde bodur kalmış kelimeler onun ağzından masal diyarlarının geniş, bitimsiz ufuklarını kuşanarak çıkıyordu. Ama ben uykuya hazırlanırken masal dinleyen bir çocuğun hafiflemesini değil, bilmediği bir dünyaya düşmüş masal kahramanının tedirginliğini duyuyordum.
sf. 46

* Dünya akıp giden kirli bir sudan ibaretti; birazı da göz kenarlarımda birikmişti.
sf. 47

Yük - Ayfer Tunç;

* Gerçeğin perdesi demirden olur, altında kalırsanız ezilirsiniz. Zaten tarih yazıcılığının en trajik kısmı da budur. Açayım derken perdenin altında kalanlar. Onların tarihini kimse yazmaz.
sf. 49

* Dürüst müydük? Dürüstlük nerde başlar, nerde biter tartışmasına girecek değilim ama açıkcası pek de dürüst değildik, bunu söyleyebilirim. Neyyire Hanım'ın evinin kapısını yalanla açtık çünkü. Bazı kapıları dürüstlükle açamazsınız.
sf. 50

Tarih Öncesi Köpekler - Burhan Sönmez;

* Sabır, sahte bir şekerdi o zamanlar, insanı kandırır, ama tat vermezdi.
sf. 56

* İngiliz bir sevgilim var şimdi, dilim onun diline tam dönemesede, kalbim onundur. Türkiye'de birbirimizin dilini ne kadar anlıyorsak, burada da o kadar.
sf. 57

Çok Uzakmış, Ancak Tayyareyle Gidilebilirmiş - Şule Gürbüz;

* Zaten şaşkındık, dünya da şaşılacak yerdi doğrusu. Herkes hayattan payıma düşen eziyeti ve cefayı olgunlukla sırtlamaya çalışır, görünürde bir derdi zoru olmayan da ''Benim de huyum başıma bela, neler çektiğimi, nelerle ta be sabah, minesseher ileşşam güreştiğimi bir ben bilirim, bir dahi Allah,'' der, sıradan yaratılmayışına anlayış duyamayanlara anlayış göstererek az çok büyüklenmenin bir yolunu bulurdu. Biz de onlara olgunluk göstererek belki olgun sıfatını kazanırdık, kim bilir? kazancın sahih mi, çalıntı mı olduğunu sahibi çıkmadıkça aramazdık.
sf. 71

* Kültür dünyayı bilmek değildi, hatta öbür dünyayı bilmek buraya da fazla değmemekti.
sf. 71

* İmam-ı Azam ''Dünya senin tanımadığın ıstırap sebebiyle dev gibidir, aksi halde bir çocuk gibi başını okşar, teselliyi sen verirsin'' demiş.
sf. 72

* ''Her kuş kendi cinsiyle uçar'' demiş Hz. Pir.
sf.72

* ''Kabre sığdım sığmaz iken aleme''
sf. 72

* Seyrimiz hayat yolunda iken bize çok da fena gelmezdi. Bir dert gelip dayandığında incelik faydasız, yapılan cılız, yalnızlık kat'i gelirdi. Bu kat'ilik katılaşır, hayatın tabisi gelir, o katılığa karşı çok sıvı olmamak gerektiği düşünülür ama elbet yapılamazdı. Hayat sert, insan yumuşaktı.
sf. 73

* İnsanın yumuşaklığı kalbinde değildi, kalbi gayetle sert ve tıkızdı da kendi kendine çok msğlup düştüğü için zamansız kırılıverir, takatten düşerdi. Yoksa eline fırsat geçse her şeyi yapardı: üzüntüsü, bu her şeyi yapamamaktı.
sf. 73

* Konuşmak insanın ağusunu alır derler, zehrini yani. Alır da ne yapar acaba, nereye atar, böyle söze inanılır mı? Başkasının acısı gündelik bir iç çekilir de ''Çıkarken şu ocağı kapat'' diye seslenilir. Ocak ve konu aynı anda kapanır. Konusu kapanan acı acaba ne olur?
sf. 74

* Susulanlar, henüz hakkında bir yalan uydurulamamış olanlar mı? Ben bazen susmayı namus sayardım da aslında söylemek isterim, yaşayanda namus olur mu?
sf. 75

* Biz ânın içinde andan habersizdik.
sf. 76

Zerre - Hakan Günday;

* Üç saattir yürüyorlardı. Daim önde, Ahla peşinde. Hayat önde, ölüm gölgesinde.
sf. 78

* Zerre kadar sevmedikleri için hiçbir şeyi, Dersim'in neresi yanıyorsa oraya koştular. dillerindeki dualar düşmesin diye de ağızlarından nefes bile almadılar. Birbirlerine tutuna tutuna, düşe kalka, büyüye büyüye koştular.
sf. 81

* Zerre'yi bulmak yetmez Allah'ım
   Emret de şu bombalardan önce bulalım
   Olmuyorsa da azat et,
   Dersim'le beraber yanıp kül olalım
sf. 81

Işık Ağaçları - Ayşegül Çelik;

* Bizim buranın eriği, üzümü yerine masalı, efsanesi meşhurdur. Fakat her yerde duyup okuduklarınıza benzemezler... Olan şeyleri olmamış gibi söylemek âdettir. Misal, ''Bir varmış bir yokmuş'' diye başlamaz hikaye, sadece ''yokmuş'' denir ''ve hatta hiç var olmamış...'' Bazı kelimeler saklıdır burda, bazıları da puslu, gözü alışmayan göremez.
sf. 82

* Yüzünde daha önce görmediğim bir şey vardı, kaşları çatık, sayıklar gibi, ''Bizim burada ağaçlar zor büyüyor,'' diye mırıldandı. ''Çünkü bu toprağın hikayeleri zehirli!''
sf. 84

Masal Bitti O Gece - Haydar Karataş; 

* Ozan Doğanay sazın teline ağır ağır vurmaya başladı. İşte o esnada Doğanay'ın saz sesinin, o âna kadar köylülerimizin ziyaret yerine giderken, toprağa inleyen dua sesleri olduğunu fark ettim.
sf. 91

Üç Dersim - Murat Yalçın;

* Uykunun karanlık mahzenlerine doğru sürükleniyor yorgun bedenim. Gözlerim açık olmasına açık ama etim kemiğim uykuda.
sf. 101

* Bizde at ne arasın? Varsa yoksa eşek, katır, keçi... Beş-on inek, birkaç öküz belki... Başka hayvanın, hele koyunmuş, atmış, bunların gezeceği yerler hiç değil. O yüzdendir ki, kentlerde kenar mahalleye gelmiş lüks otomobil çevresinde dolanan görmemiş çocuklar gibi, biz de atlardan ayırmazdık gözlerimizi.
sf. 104

Sabiha- Karin Karakaşlı; 

* Küslük bulut gibi birikir, bir köşede ilk şimşeğini bekler.
sf. 107

* Birazdan uçağım gelecek, beni uzaklara götürecek. Ama son durak senken, ne kadar gidebilmiş sayılırım.
sf. 108

Pepuk Kuşu - Gaye Boralıoğlu;

* Şimdi karşımda oturuyorsun; mahzun, masum, Bir çocuk gibi. Yüzündeki derin çizgilerde ben kendimi arıyorum babaanne... Gözlerimde ki karanlıkta kendi boşluğumu.
sf. 122

* Meğer sessizlik ne sağır edici bir gürültüymüş. Dayanılması ne zor bir felaketmiş.
sf. 125

Yıllar Önce Ben Bir Meydandaydım - Sema Kaygusuz;

*Avcılar, anlattıkları hikayeler daha da acıklı, daha da heyecanlı olsun diye domuzlardan birer kabadayı, geyiklerden genç kadınlarmış gibi söz ederler.
sf. 130

Çifte Sultanlar - Seray Şahiner;

* ''Bu Kürtlerin halayları da kaderlerine benziyor. O kadar ter döker bir adım ilerleyemezler.''
sf. 155

Kalan - Murat Özyaşar;

* Konuşursam sustuklarım incinir diye susardı sanki. Durmadan susardı. Sustukça o, satır satır bir defter olurdu alnı. Altı çizili cümleler yol yol olur, gider kapısı hep açık olursa duran geçmişe biterdi.
sf. 160

Ekber, Sen... - Barış Bıçakcı

* Muzur'a bakarken yalnızca kendi hayatın kadar bir hayatı düşünebiliyorsun, insanın yaşadıklarının dışında bir geçmişinin olabileceğini biliyordum.
sf. 182

* Dışarıdakiler kapıyı açman için yalvarıyorlardı; çıkman için, nereden?
sf. 185






13 Ocak 2013 Pazar

Önce Ekmek / Orhan Kemal / Everest Yayınları






Adı               : Önce Ekmek
Yazar           : Orhan Kemal
Çeviren        : -
Sayfa           : 110
Yayınevi     : Everest
Baskı           : 7. Baskı
Fiyat           : 7,00 TL



*  İstanbul'un baharı yoktur!
  İstanbul'da on iki ayın yarısı kış, yarısı yazdır. Bahar, çokluk kış ortalarına serpişmiş yazdan kalma harikulade aydınlık, sımsıcaktır; karakışın ortasında, karanlıklarda çakan şimşekler gibi bir an gelir, ertesi gün bu bir anlık mutluluğun öcünü almak istercesine, daha karanlık, daha gümbürtülü, daha sırılsıklam günler birbirini kovalamaya başlar
    İstanbul'un baharı yoktur!
sf. 8

* Ufak tefek, kara kuru bir adam. İçine kapanmış, iyicene kapanmış içine. Dünyaya, insanlara, insanların çeşitli taşıtlar akan caddelerine, caddelerin kıyılarındaki irili ufaklı evlere, dükkanlara, mağazalara, apartmanlara küsmüş.
sf. 30

* Eskiden ne iyi tramvaylar vardı. Ne diye kaldırmışlardı sanki tramvayları? Mangır nanay mı? Tırıl mısın? İşin acele mi?Atla bu kapıdan; biletçi gelirken in, bekle arkadan gelecek tramvayı, daha olmazsa asıl ardına. Biletçi mi geldi? Elin acırsa salıver kendini yere. Otobüsler bir bela.
sf. 34

* ''Çayın taze mi?''
   ''Ayıp ettin. Parmağımı kestim, demliğe doldurdum az önce!''
sf. 39

* Aklı başına gelmiş, kafasından akranları, sesleri çatlak çatlak anaç karılar geçmişti.
sf. 40

* ''Siyasal bilgileri bitirmiş mi?''
   ''Ne bileyim yahu? Bizim mahallenin bütün kızları bitiyor ona!''
sf. 49

* Karşılıklı çaylarını içerken pek konuşmuyorlardı. Otuz yılı çoktan aşmış evliliklerinde konuşacakları kadar konuşmuşlardı. Konuşacak önemli neleri kalmıştı?
sf. 67


11 Ocak 2013 Cuma

Denizlerin Davası (Halit Çelenk Anlatıyor) / Mustafa Balbay / Cumhuriyet Kitapları






Adı               : Denizlerin Davası (Halit Çelenk Anlatıyor)
Yazar           : Mustafa Balbay
Çeviren        : -
Sayfa           : 132
Yayınevi     : Cumhuriyet Kitapları
Baskı           : 1. Baskı
Fiyat           : 14,00 TL




*  Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılanması diye bir şey yoktur, bu bir infazdır. (Halit Çelenk)
sf. 22

* Denizler yürürlükteki 1961 Anayasası'nın uygulanmasını istediler, kabul edilemez bir mantıkla anayasayı ortadan kaldırmak suçundan yargılandılar. bu suçtan ölüm cezasına çarptırıldılar. (H.Ç)
sf. 24

* Hakim Tuğgeneral Kemal Gökçen ve Albay Nahit Saçlıoğlu Denizlerin idamı kararlarına karşı işlenen fiillerin TCK'nın 168. maddesindeki suça uyduğunu söylemişler 168. maddede idam değil ağır hapis cezasıdır. 
sf. 24

* İdam kararı Meclis'e gittiği zaman, Adalet Partili milletvekilleri Meclis'te ''üçe üç'' diye bağırdılar. Üçe üç dedikleri zaman Menderes, Zorlu, Polatkan'a karşılık Deniz, Yusuf, Hüseyin'i ima ediyorlardı. (H.Ç)
sf. 26

* Hüseyin İnan:''Elli yılın bütün hesabını yirmi gençten soruyorlar... İddianameyi okuduğum zaman, cezanın suça değil, suçun cezaya uydurulmaya çalışıldığını gördüm...''
sf. 27

* 12 Mart 1971 Türkiye'nin emperyalizmle olan bütünleşmesinin en belirgin ve hızlı dönemlerindendir. Amerikan emperyalizminin Uzakdoğu'dan kovulması, Ortadoğu'yu bir odak olarak seçmesi, afyon sorunu, Türkiye'de Amerikan aleyhtarı öğrenci hareketleri, gösteriler, Kıbrıs'ın NATO'ya bağlanması planları 12 Mart'ın tezgahlanmasında önemli rol oynamıştır. (H.Ç)
sf. 28

* İdam kararı Denizler yakalandığında verilmiştir. Ceza onların eylemlerine değil dünya görüşlerineydi.(H.Ç)
sf. 35

* O dönemde ordu komutanları bile İncirlik üssüne girip istedikleri yere giremezlerdi. Amerikalılar Türkiye'de işledikleri suçlardan dolayı Türk mahkemelerinde yargılanamazlardı.
sf. 35

* 1959'da yapılan bir ikili anlaşmaya göre hükümet talebi halinde, Amerika'nın Türkiye'ye müdahale hakkı tanınıyordu.
   Denizler tam bağımsız Türkiye istiyorlardı suçları buydu. (H.Ç)
sf.36

* İdam kararları Meclis'in gündeminde 30. sıradayken bir anda başa alınmıştır çünkü TBMM'nin sağ partileri bu işin bir an önce bitirilmesi gerektiğine inanıyordu. (H.Ç)
sf.38

* Çok zor günlerdi onlar. Kolay değil. Onlara diyeceğim ki ölüm orucundan vazgeçin ve sehpaya gidin. (H.Ç)
sf. 42

* O dönemde Mustafa Kemal'e ve Kurtuluş savaşına saygı Denizler dahil tüm sosyalist ve komünist siyasal akımların benimsediği bir ilkeydi. (H.Ç)
sf. 47

* Denizlerin savunmasında Kurtuluş savaşı ile ilgili bir bölümde şöyle yazmaktadır:''Kurtuluş savaşı, Türkiye halkının emperyalizme ve onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır... Yurdumuzun bağımsızlığı için giriştiğimiz bu kavgada Kurtuluş Savaşımızda şehit olanların onurlarını ve ulusumuzun kaderini korumaya kararlı olduğumuzu bildiriyoruz. Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerine selam olsun.''
sf. 48

* Ama şunu söylemek zorundayız onlar ne kadar Atatürk'ü sevselerde Denizler sosyalisttiler.
sf. 48

* Deniz Gezmiş avukatları Halit Çelenk ve Mükerrem Erdoğan'ı görünce ''Geldiğinize sevindim. Ölüme nasıl gittiğimizi gözlerinizle görüp yarınki kuşaklara doğru anlatasınız diye sizlerin tanık olmanızı istedik. Bizi Cebeci Mezarlığı'na Taylan'ın yanına gömün'' demiştir.
sf. 52

* CHP, kararın biçim ve esas yönünden iptali için Genel Başkan İsmet İnönü imzasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
sf. 69

* Senatoda bulunan 27 Mayıs'çı askerler idam kararlarına karşıydılar. Hatta bize iki avukat önerdiler. (H.Ç)
sf. 72

* CHP başından beri infazlara karşı oldu. Hem TBMM komisyonlarında, Meclis'te ve Senatoda infazları engellemeye çalıştılar.
sf. 76

* İki Askeri Yargıtay Üyesi; Nahit Saçlıoğlu ve Kemal Gökçen adamlara karşı, karşı oy kullanmışlardır. Onlara göre:''1961 Anayasasın'dan sonra işbaşına gelen iktidarlar Anayasa'da öngörülen reformları yapmış olsalar, sosyal güvenliği, çağdaş müspet bilimin egemenliğini sağlasalardı ve doğru bir seçim sistemi uygulanabilseydi, olaylar öğrenci hareketleri düzeyini aşmayabilirdi''
sf. 82

* Alper Karabacalı'nın gençlik hareketleri araştırmasına göre bu topraklarda bilinen ilk eylem 1550'ler de yapılmıştır. Bunlara da ''Medreseli ayaklanmaları'' ya da ''Suhte isyanları'' diye anılır.
sf. 91

* 28 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde Mahir Çayan ve arkadaşları için ''şehir eşkiyaları'' benzetmesi yapılmıştır.